| FORUMLAR | ERKEK GÖZÜYLE | KADIN GÖZÜYLE | YAŞAMDAN KESİTLER | SÖZ | BOŞANAN ADAM | MİZAH | GEZİ | MÜZİK | KİTAP | OKUYUCU MEKTUPLARI | YABANCI GÖZÜYLE |  
    GEZİ
 Diğer Yazılar 
 
 
'78 Şubat Bulak Atçıini Mağarası Haritalanıyor / Oral Ülkümen

Televizyon tek kanal ve siyah beyaz. Tabi ki internet keşfedilmemiş. Daha pc yok ki..

BÜ'deki "elektronik beyin", dev gibi bir salonda ortada duruyor, dev gibi. İkinci kat pencerelerinden aşağıdaki avluya bakıyoruz, onu seyrediyoruz, yanına girilmiyor. Kartlar deliniyor, sıraya veriliyor, haftaya gelip sonuç alınıyor. Basit bir işlem için dakikalarca çalışıyor. Bazen saatlerce. Faks da yok henüz. Mektuplaşıyoruz. En modern cihaz; yeşil, ince uçlu keçeli kalem. Basın, dünyayı ayağımıza taşımıyor. Yalnızca politika yaşanıyor. Bizlerin dünyası çok ufak. Kulüp odası ve Kazım Kantin. Çay ve kaşarlı açma. Muhittin, Ayda'ya, kadınların bir üretim aracı olduğunu ve çocuk doğurmaya yaradıklarını ikna etmeye çalışıyor. Ayda'nın sabrı taşmak üzere. Çaktı çakacak Muhittin'e.

Tüm ülke gergin. Çevresindeki birkaç kişiye egemen olan, ülkeye, hatta dünyaya bile egemen olabileceğini düşünüyor. Dünyalar otuzar, kırkar kişilik. Devrim oldu oluyor. Oluyor da hangi fraksiyon egemen olacak. Ülkücüler de inanmış, devrimi engellemek için çalışıyorlar. Taraflar, birkaç kişiyi öldürerek bunu başarabileceğine inanıyor. Öldürüyorlar. Kadınlar erkek, erkeklerse daha da erkek. Büyük baskı var her birimizin üzerinde, "taraf değil isen; öbür taraftasın"

Bu benim dünyam değil... Değildi... Değil...

Yok etmeyi değil var etmeyi.
"Dünyada o kadar önemli sorunlar varken", basit şeyleri, detayları.
İncir çekirdeğinin peşinde, tüm bir yaşamı sürükleyebilmeyi.
Başkalarının rüyalarını değil, kendi oyunlarımı, oyunlarımızı.
Tek başıma, biz bize, hep birlikte.
Her an çekip gidebileceğini bilerek.
Ve terk etmeyi hiç öğrenmeden.


Mağaracılık oyununun hakkını vermeliydik, zorundaydık. Sadece mağaralara girerek ve kamplara giderek bunu yapamazdık. Belgelemeliydik. Ölçmeli, çizmeli ve yayınlamalıydık. O güne kadar, ülkemizdeki bazı mağaralar, İngiliz, İspanyol ve Fransız mağaracılar tarafından haritalanmıştı. Ankara'daki Mağara Araştırma Derneğinin kurucusu, Temuçin Aygen, 1960'ların ortalarından bu yana, yeni mağaralar bulunduğunda, yabancı ekipleri çağırır ve onlara yaptırırdı bu işi. Elimizde birkaç yabancı rapor vardı. Haritalamışlardı mağaralarını. Yapabilirdik tabi ki. Babamdan edindiğim mimarlık ölçüm ve çizim tekniklerini, Ayda'nın inşaat mühendisliği bilgileriyle birleştirecektik, çizimde de Fransızlar kadar detay verecektik. Bir şerit metre ve bir pusula edindik. Eğimleri ölçek için Cağaloğlu'ndan bir el nivosu aldık. Koca bir defteri de yanına kattık. Biz hazırdık. Mağaralar bizden korksundu.

Kulübe gireli bir yıl olmuştu ve tahminlerim doğru çıkmıştı. Eskiler bizi kısa bir sürede terk etmişlerdi. Kulübün kurucusu Nüzhet Dalfes'i hiç görmemiş ve tanımamıştım o sıralar. Kuruluş destekçilerinden Celal Şengör'ü de görmemiştim, Mustafa Aktar'la ise bir geziye gitmiştim o yaz. (Bu gün, bu üç kurucu da yerbilimlerinin çeşitli dallarında Prof., yerin ancak bir kaç yüz metre altına ulaşılabilen mağaralar kesmemiş anlaşılan onları, şimdi daha derinlerle uğraşıyorlar, tektonik ve faylarla, yerin binlerce metre altını görmeye çalışıyorlar) Arşivlerde bir mektup okumuştum. Celal Şengör, Nüzhet'e yazmış. "Robert'te bir çocuk var BÜ'ye girecek, onu kulübe al iyidir" demiş. Nüzhet'te o çocuğu (Fatih Erdoğan) kulübe üye yapmış, başına sarmış kulübü Fatih'in. Bümak o sıralar 4 senelik henüz ama eskiler hızla akıp gitmiş. Bizler geldiğimizde en eskiler Fatih'in takımıydı. Bize aktarabilecekleri pek bilgi birikimleri yoktu. Fatih Erdoğan'ın en değerli mirası özgüven ve güce olan inançtı sanırım. Demokrat görüntülü, diktatör bir liderdi. İzcilikten yetişmeydi. Beni çok etkilemiştir. 2000 Eylül'ünde sevgili Lin'imi kaybettiğimde, mezarlıkta, mezarın içindeydim, hemen başucumda Fatih'e gözüm takıldı, seneler sonra görüyordum. O anın ne öncesinde ne de sonrasında başkaca göremedim. Gerçekten orada mıydı acaba?

Artık yalnızdık ve ne istersek onu yapabilirdik. Şanslıydık. Yirmili yaşlarımızda, dinamik ancak ağırbaşlıydık. '78 Şubat'ta yaptığımız Atçıini gezisi, bu mağaraya kulübün yaptığı beşinci gezi olacaktı. Birinciden sonra ben katılmamıştım diğerlerine, henüz yeni mağaracıydım. Eskiler bizi götürmüyorlardı araştırma gezilerine. Mağaranın büyük bir bölümünü keşfetmişlerdi... Heyecan vericiydi bilgiler. Bizde yaşayacaktık tüm bilinmezliğiyle ve tecrübesizliğimizle bu mağarayı. Ekip tamamen yeniydi. En eskisi bendim; bir yıllık mağaracı. Her şey bir rüya gibi akıyordu. Kış, soğuk, ateş başı, yağmur, kurumuş ağaçlar, eğimli kamp yeri, gece nöbetleri, mağara içinde elde soğuk ve çamurlu çelik metre, çamurlu defterdeki notlar, ayılar, Kazım'ın gözlüğü.

Evet, Kazım'ın gözlüğü ve ayılar.

Bir sabah gece girişi ve ölçüm çalışmaları sonunda kampa dönüyorduk. Mağarada 10 saate yakın çalışmıştık. Çıkışta Kazım, gözlüğünün gözünde olmadığını fark etti. 8 numara miyop. Mağara o kadar karanlık ve çamurluydu ki ve çamurlu elleriyle gözlüğünü o derece kirletmiş ki, daha ilk saatlerde bir tırmanışta gözlüğünü düşürmüş ve sadece bir anda daha temiz görmeye başladığını fark etmiş, ancak güneşi gördüğünde gerçekleri algılayabilmişti.

Eskiler bilir, karpit lambalarımız metaldi o zamanlar ve yürürken şangır şungur sesler çıkarırlardı. Sabah 6 sularında o sesi uzaktan duymuş çadırlarda yatanlar ve minik bir ses duyduk bir çadırdan; "siiiz miiisiiiniizzz ?" Sesimizi duyunca kampta kalan 3 kişi birden çadırdan dışarı attı kendilerini; Cezmi, Firuz ve Ufuk. Neredeyse boynumuza sarılacaklar. Hiç beni gördüğüne bu kadar sevinmemişti hayatta kardeşim. Anlattıklarına göre gece kampa ayı gelmiş, yiyecek çadırının fermuarını cııırrrrt diye açmış, homur homur sesler çıkararak ekmek çuvalını sürükleyerek oradan uzaklaşmış. Tüm bunları seslerden anlamış Ufuk. Ufak bir sesle "Firuz" demiş, Firuz ise "suuuust" demiş usulca.. Hepsi uyanık ve korkuyla dinlemekteler sesleri... Hep birlikte yemek çadırına gittik. Çadır parça parça, pençelerle lime lime olmuş. Eeee ayı bu, fermuarla uğraşmamış tabii.. Sucuklar yok, ekmeklerse gerçekten çuvalıyla gitmiş.

Bir haftada mağaranın 870 metrelik kısmının ölçümünü tamamlamıştı 9 kişilik ekibimiz. Sevmiştik bu mağarayı ve bu oyunu. İlk göz ağrısının yeri bir başka olurmuş. Senelerce sürdürdük ölçümlerimizi ve herhalde iyi çizmişiz ki, bu mağaraya bizden sonra gelen İspanyol, İngiliz ve Fransız ekipleri yaklaşık 10 yıl boyunca sadece ölçülmemiş kısımları ölçtüler ve çizdiler, bizim haritaya dokunmadılar. Pek alışıldık değildir.

İspanya, Pınar Peker, 19.7.2001
Didem Japonya'da, Didem Newton, 5.7.2001
Didem Japonya'ya Uçuyor, Didem Newton, 28.6.2001
78 yaz; İlk Arazi Taramamız Çimiyayla, Oral Ülkümen, 14.6.2001
78 Şubat Bulak Atçıini Mağarası Haritalanıyor, Oral Ülkümen, 24.5.2001
77 yazı; Toroslarda Dikey Mağaralara, Oral Ülkümen, 17.5.2001
Atçıini - Mencilis Mağarasının Keşfi (1977), Oral Ülkümen, 10.5.2001
77 Sonbahar; Zonguldak Günleri, Oral Ülkümen, 3.5.2001
Bir Çini Panonun Öyküsü, Sibel Güven, 22.2.2001
Gezgin Olamamak, Kürşat Doğan, 6.7.2000
Gitmek Üzerine, Dilek A., 15.6.2000
Kazılara Misafir Olmak, Haldun Aydıngün, 3.2.2000
Uzun Gölgeler Ülkesi Fas, Alper Sesli, 20.1.2000
Aladağlar'da Bir İlk Çıkış, Haldun Aydıngün, 21.10.1999
Van'dan Ağrı'ya Yolculuk, Haldun Aydıngün, 7.10.1999
Seyyah Olmaya Karar Verdiniz, Haldun Aydıngün, 30.9.1999
Aksi İhtiyar Kelebekler Vadisinden Bildiriyor, Cüneyt Alpay, 1.8.1996

   
   
Yorumlar | Yorumda Bulunmak İstiyorum |  Tavsiye Etmek İstiyorum
 Yukarı <<Önceki Sonraki>>
   
         

| ANA SAYFA | ERKEK GÖZÜYLE | KADIN GÖZÜYLE | YAŞAMDAN KESİTLER | SÖZ | BOŞANAN ADAM | MİZAH | GEZİ |
| FORUMLAR | MÜZİK | KİTAP | OKUYUCU MEKTUPLARI | YABANCI GÖZÜYLE |

Tasarım ve işletim Cüneyt Alpay Web Tasarım Atölyesi © 1999, 2000, 2001. Tüm hakları saklıdır.